Yeni Yılda Eski Sorunlar
Yeni bir yıla girdik. Takvimler değişti ama Yalova’nın kaderi pek değişmedi. 2025’i uğurlarken, bu kentin tarihinde ilk kez terörle anıldık ve ilk kez polislerimizin şehit olmasıyla birlikte ülke gündemine geldi. Yalova, Yalova olalı ilk kez böylesi bir terör eylemiyle karşı karşıya geldi. Bu yaşananlar, Yalova’nın yıllar içinde değişen demografik yapısının kaçınılmaz bir sonucudur. Ve artık bu ağır faturanın, kendini Yalovalı hisseden herkesin yakasına yapıştığını kabul etmeliyiz. Oysa Yalova, herkese bağrını açmıştır. Ancak buraya gelenler geldikleri yerin yaşam biçimini bizlere dayatmaktadırlar...
Yeni bir yıla girdik. Takvimler değişti ama Yalova’nın kaderi pek değişmedi. 2025’i uğurlarken, bu kentin tarihinde ilk kez terörle anıldık ve ilk kez polislerimizin şehit olmasıyla birlikte ülke gündemine oturduğunu da not düşmek gerekiyor. 2025, Yalova için tam anlamıyla kara bir yıl olarak hafızalara kazındı. Yıllardır tarikat, cemaat ve radikal örgüt yapılanmalarıyla anılan Yalova, DEAŞ’ın bir hücre evine yapılan operasyonda 3 polisimizin şehit olması, 9 polisimizin yaralanmasıyla yeniden Türkiye’nin gündemine geldi. Bugüne dek bu tür yapılanmalar için “lojistik merkez” olarak anılan bu kentte, polise karşı silaha hiç başvurulmadı. Ta ki 29 Aralık 2025’e kadar…
Yalova’da İlk Kez Yaşandı…
Yalova, Yalova olalı ilk kez böylesi bir terör eylemiyle karşı karşıya geldi. Yalova’da ilk kez polise yaylım ateşi yapıldı. Ve 3 polisimiz şehit oldu. Yalova’da bugüne kadar böylesi bir terör olayı hiç yaşanmamıştı. 12 eylül öncesinde bile, caydırıcı amaçlı dahi olsa polise kurşun sıkılmamıştı. Bunu operasyona giden polislerde, gönderen Emniyet Müdürü de biliyordu. Ve beklenmedik bir olay yaşandı. Bu yaşananlar, Yalova’nın yıllar içinde değişen demografik yapısının kaçınılmaz bir sonucudur. Ve artık bu ağır faturanın, kendini Yalovalı hisseden herkesin yakasına yapıştığını kabul etmeliyiz. Oysa Yalova, herkese bağrını açmıştır. Ancak buraya gelenler geldikleri yerin yaşam biçimini bizlere dayatmaktadırlar...
Su Şehrinde Yaşanan Susuzluk...
Atatürk’ün” Suşehri” diye tanımladığı Yalova, kaplıcaları, dereleri, şelaleleri ve akarsularıyla tam anlamıyla bir su şehriydi. Atatürk, tüm bunları gördüğünde Yalova’nın bir su şehri olduğunu vurgulamıştı. Türkiye’nin yüzölçüm olarak en küçük ilinde, Safran Deresi, Samanlı Deresi; Kocadere deresi, Karpuz dere, Balaban deresi, Elmalık deresi, Sultaniye deresi ve Kılıç deresi bulunuyor. Ama bu saydığımız derelerin suları Marmara denizine boşa akmaktadır. Göl, akarsu ve şelaleleri buraya dahil etmiyorum bile. Böylesine su zengini bir kentte susuzluk yaşanması ancak büyük bir yönetim zafiyetiyle açıklanabilir. Ne yazık ki bu “mucize” de iş bilmezlik sayesinde gerçekleşti.
İşgaller Arsızca Devam Ediyor…
Yalova sahilinde caddelerinde dolaştığınızda akıllarda kalanları sıralayın dediğimizde şüphesiz birçok konu başlığını sıralayabiliriz. Arsızca yapılan kaldırım ve cadde işgalleri, oyun ve gezi alanlarına park etmiş araçlar, kaldırımlara çıkmış otomobilleri görebeliriz. Kaldırımlar işgal altında, kamusal alanlar özel mülk gibi kullanılıyor. İşgal, Yalova'da artık gündelik hayatın sıradan bir parçası hâline gelmiş durumda. ABD, Orta doğuyu işgal ederken, bizlerde boş durmuyor Yalova’da halka açık alanları, caddeleri, sokakları işgal ediyoruz.
Yeni Yıl Eski Sorunlar…
Yeni yıla girerken eski sorunların, yeni sorunlarla birleşerek daha da ağırlaşacağını öngörmek zor değil. Zengin biraz daha zenginleşmiş, yoksul ise daha da yoksullaşmıştır. Hatta alım gücündeki düşüş, orta sınıfı da yoksulluğa sürüklemiştir. Yalova’da değişen tek şey; gayrimenkul zenginlerinin unvanları ve milliyetleri olmuştur .Alım gücünün giderek düşmesinin ardından farklı ülkelerden gelenler burayı bir cennet olarak görmektedirler. 2026’da alım gücümüz bir önceki yıla göre daha da düşecektir. Bu da demektir ki; 2026 yılında bu tablo daha da derinleşecektir....
Yoğun Göç ve Emlak Sektörü…
Her ne kadar emlak sektöründe yaşanan bir hareketlilik olsa da aslında Yalova’nın geleceği açısından son derece olumsuz bir tabloyu da gözler önüne sermiştir. Yoğun göç alan Yalova, yıllardır yaşadığı “dokusunu” da ne yazık ki, toprağıyla birlikte satmıştır. Bugün Yalova’daki gayrimenkullerin önemli bir kısmı Orta Doğulu yatırımcıların elindedir. Bir zamanlar evlerimizi kiraya verdiklerimiz, bugün ev sahibi; bizler ise kiracı konumundayız.
Yoksul, Heryerde Yoksuldur…
Derin yoksulluk, sadece bizler için geçerli değil, Yalova’da yaşayan mülteciler için de geçerli. Eğer mülteci yoksulsa biz onlara sadece “Mülteci” deriz. Eğer mülteci zenginse “Yatırımcı Arap İşadamı “ deriz. İşte Dünyanın neresinde olursanız olun, yoksulsanız o sınıf farkını iliklerinize kadar yaşarsınız. Aynı ülkenin soydaşı, Yalova’da buluştuğunda vahşi kapitalizm kendini de burada göstermektedir. Zengin mültecinin çocuklarının ayaklarının altında akülü kaykaylar varken, yoksul mültecilerin çocukların ayaklarında ayakkabı bile yoktur. Çünkü sorun mülteci sorunu değil, yoksulluk sorunudur.



0 Yorum