Hidayet....

İlkokul Mezunuydu Hidayet…

1935 yılında Üsküp’e bağlı Batinci köyünde dünyaya gelmişti Hidayet. 1955 yılında, elinde tahta bir bavulla, eşi Habibe ile birlikte Yalova’ya göç etti.

Yalova sokaklarında her zaman onurlu ve başı dik yürürdü. Hani derler ya, “Taşı sıksa suyunu çıkarır.” İşte kendisini tam da öyle hissediyordu.

O yıllarda Almanya da tam böyle insanları arıyordu. Güçlü, çalışkan, yılmayan insanları...

Bir grup arkadaşıyla bir araya gelerek Almanya’ya işçi olarak gitmek için başvuruda bulundu. Başvuruları kabul edildiğinde, elinde yine o tahta bavul vardı. Bir de küçük azık torbası...

Yalova İskelesi’nden vapura bindiler. Sirkeci Garı’nda diğer işçilerle buluştuklarında takvimler 1961 yılının Ekim ayını gösteriyordu.

Beyaz önlüklü görevliler, ellerinde tahta bavullarla gelenleri tek tek kontrolden geçiriyordu.

Hepsi ürkekti...
Hepsi çekingen...
Hepsi endişeliydi...

Yol bilmezlerdi.
Dil bilmezlerdi.

Sadece verilen talimatları uyguluyorlardı.

Ve nihayet...

Tam 50 saat süren tren yolculuğunun ardından, 26 Ekim 1961 günü Köln Tren Garı’nın peronuna indiler.

Onlar, ellerinde tahta bavullarla Almanya’ya ayak basan ilk Türk işçileriydi.

Sayıları on binleri buluyordu.

Yıllarca ağır çalışma koşullarında, en zor işlerde çalıştı Hidayet. Her yıl yalnızca bir aylık izninde memleketine gelir, ailesiyle hasret giderirdi.

1971 yılında kesin dönüş yaptı Hidayet...

Yalova’da ekmeğin meşhur olduğu yıllarda bir fırında işe başladı. Küçük kamyonetiyle mahalle mahalle, bakkal bakkal ekmek dağıttı.

Önce ekmekler bozulmuştu Yalova'da. Denizin renginin değiştiği, kumsallarına kağıttan gökdelenlerin yapıldığı, tarım alanlarının betonlaştığı, fırınların da zor günler yaşamaya başladığı dönemde işsiz kaldı.

Pes etmedi. Bir at ve araba aldı. At arabacılığı yapmaya başladı.

Küçük oğlu Fevzi, 1982 yılında, Yalova Lisesi’nden mezun olup ODTÜ’yü kazandığında ise dünyalar onun olmuş ve şöyle mırıldanmıştı. . “Çalışmalıyım... Çalışmalıyım ki oğlum okusun. Benim gibi gurbet ellerde işçilik yapmak zorunda kalmasın.”

Ve çalıştı.Yıllarca çalıştı.

Neredeyse bütün Yalova’nın yükünü omuzlarında taşıdı.

Takvimler 18 Mayıs 1994’ü gösteriyordu.

Kurban Bayramı arifesiydi.

“Yarın üç bayram var. Çocuklar ve torunlarla hep birlikte olacağız.”

Doğruca kurban pazarına gitti ve bir kurbanlık satın aldı.

Kurbanı kaldırıp at arabasına koyduğu anda olduğu yerde kaldı.

Önce kurban yere düştü...

Sonra kendisi...

Ambulans geldiğinde kalp krizinden hayatını kaybettiği söylendi.

Henüz 59 yaşındaydı.

Kurban Bayramı'nın ilk günü onu toprağa verdik.

İşte o benim babam Hidayet Kırtay’dı...

Şimdi yine bir Babalar Günü'ne giriyoruz.

Aradan yıllar geçti baba...

Ama özlem hiç azalmadı.

Ve baba...

Tıpkı senin yıllar önce yaptığın gibi...

Yalova caddelerinde onurlu ve başımız dik yürümeye devam ediyoruz….

 

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!