|
AĞLIYOR YALOVA
17 Ağustos’ta ; Bir çocuk Ağlıyor Enkazlarla Yığılı Malazgirt caddesinde Doğduğu ev yıkılmış
Az ilerde ise bir anne İki elini başana götürmüş, ağladı, ağlayacak.. İçecek ne bir suyu Ne de Akıtacak gözyaşı var Kurumuş göz pınarlarında
Bir baba ağlıyor Hacımehmet ovasında Tırnaklarıyla kazıyarak enkazı bağırıyor “ Boncuğum, Dilara neredesin?”
Ağlıyor Yalova, kan ter içinde Ve gökyüzünde bulutlar ağlıyor Yalova için Güneş olabildiğince kızgın Yalova’ya ihanet edenlere
AYHAN ALŞAN'A
Söyle Karayağız! Neden kapattın perdeyi ? Oysa seninle şiirler okuyacaktık.. İçinde ayrılık ve hüzün olmayan... Mendirekte özgürlük türküleri söyleyecektik Gökyüzüne mutluluğun resmini yapacaktık
En güzel çiçeği... Umut çiçeğini Hep birlikte sulayacaktık Yalova sahillerinde Özlemlerimizi dile getirecektik Çiçeğe ve Umuda dair...
Ve sen! Yine yeniden Toros canavarı olacaktın O İnsan sevgisi yüreğinle Olmadı Karayağız, olmadı Perde bu kadar erken kapanmamalıydı Şimdilik mutluluğumuz olmasa da Yalova’nın acıları vardı Seninle paylaşmayı bekleyen
BİR ZAMANLAR YALOVA Dün, Yalova bahçelerinde, Seraları gezdim saatlerce. Elma bahçeleri içinde, Gelincikleri, Kasımpatıları, Papatyaları da gördüm. Çiçek seralarında, Domates, kıvırcık değil, Gülleri, Karanfilleri kokladım. Sonra, Kepenksiz dükkanlar arasında Yalova sokaklarını dolaştım… Evlerin balkonlarında, Yapay çiçekler değil, Zambaklar, sarmaşıklar sarkıyordu. Ve Yalova pazarında, Amasya değil, Yalova elması satılıyordu… Balaban deresinde çakıl taşları arasında, Oltayla değil, Çuval ile balık yakaladım… Damacanadan değil, Yalova deresinden içtim suyu, Avuç avuç. Yalova sahilinde… Arabaların korna sesleri değil, Faytona bağlı bir çift atın nal sesleri Duyuluyordu… Bir de pamuk şekerci Niyazi dedenin sesi. Bekirin gazinosundaSanat, Akasya parkta ise Halk müziği yükseliyordu. Sahil kolibasili değil, Midye doluydu Ve sonra, Kan ter içinde Uyanıyorum. Yüzlerce kez, “Keşke, keşke” diyorum.
“YALOVA'NIN”
Yalova'nın Elması Çiçeği Üzümü Yeşili Denizi Kaplıcası Ama… Hepsinden önce Ekmeği bozuldu. Şimdi mi? Mantarlaştık! Çünkü, Artık Sadece Yalova matarı var.
“SEYİRLİK” Evim iki kilometre uzaktaydı, Yalova iskelesine. Bahçedeki dut ağacına Çıktığımda, El sallardım, Arabalı vapuruna. Hacı Mehmet Safran köyünü görürdüm Evimin çatısından. Otobüslerin korna sesleri Duyulurdu, Cumhuriyet Meydanından. Şimdi Yine çıkıyorum çatıya, Sadece Güzel komşum Melahat'ı Görüyorum, Yemek pişirirken.
“YALOVA'LISIN DEMEK” “Yalova'lısın demek ki” dediler. Sonrada eklediler: “Sizin oralarda ne güzel elma bahçeleri var.” Bizim buralarda ne elma bahçeleri vardı! Önce ağaçlar kesildi, Sonra da araziler… Şimdi ne elması kaldı, Ne de bahçesi… “Yalova'lısın demek ki” dediler. Sonra da eklediler: “Sizin orada her tür çiçek yetişir. “Seralarınız bir başka…” Bizim buralarda çiçek seraları ne güzeldi! Önce çiçek seraları, Sonra da yeşil alanlar yok oldu. “Yalova”lısın demekki” dediler. Sonra da eklediler: Sizin Termal Kaplıcalarınız ne kadar güzel” Bizim tarihi eserlerle çevrili Termal'imiz vardı!.. Önce Çınar ağaçlarını, Sonra da, Tarihi kalıntıları temizledik. “Yalova'lısın demekki” dediler Sonra da eklediler: “Demek Atatürk'ün kentindesin” Tam üç köşk bırakmıştı, Bizlere, Gelecek kuşaklara… Önce Yürüyen köşkü kapattılar, Sonra da bir diğerini… “Yalovalısın demek ki dediler: Sonra da eklediler: Sizin oralarda Ne çok uyuşturucu çiftliği varmış? “Çetelerde cirit atıyormuş”
YALOVA'YI ANLATMAK Yalova da doğacaktın Çamurlu yollarda Düşüp kalkacaktın Karanlık sokaklarda, Korkmadan dolaşacaktın. Sonra, Buğdaytarlalarında, Elma bahçelerinde, Yorgunluk atıp Tütün saracaktın. Ihlamur kokusu arasında Çekecektin Nefes nefes En keyiflisi de… Akşamları Kuşsesleri arasında Berrak akan Safran deresi kenarında Gizlice şarap içmek… Hele birde paran olacaktı. Dört kez turlayacaktın faytonla Sahili… Bak nasıl sarhoş olacaktın. Elbette iki bardak içtiğin Ucuz Marmara şarabından Değil, Denizdeki yakamozlar Yosun kokusu Sarhoş ederdi adamı… Sözün özü Anlat bana diyorsun burayı Erzurumlu Kemal, Nasıl anlatayım ki, Yalova Anlatılmaz… Anlamak için Yalova'da doğacaktın.
SÖYLE Söyle! Neden Soğuk taş duvarlar. Duvarlar insan, İnsanlar duvar. Söyle! NiyeYalova'da Esmiyor Çınar ağaçları… Söyle! NeredeYalova'da Buğday tarlaları Deniz mavisi Toprak kokusu Söyle! Nerede Kardelen çiçeği. Söyle! Nerede o Atatürk'ün kenti Orada yaşamak istiyorum. Eğer diyorsan İşte burası Hayır! Çünkü Tanıktır şimdiki zaman. Söyle!.. Nerede o Atatürk'ün kenti Orada ölmek istiyorum.
YALOVA KÜÇÜK BİR KASABAYDI Takvimler, 1960'lı yılları gösteriyor, Gazeteler başlık atıyordu. “2 bin kişiye bir sinema düşüyor” diye. 4'ü yazlık olmak üzere 7 sinema salonu. Kervan'da “zavallılar” Özen”de vurun kahpeye.” Park sinemasında da yabancı bir film… Gazeteler başlık atıyordu. “ Yeşilçam, Gala Gecelerini yine Yalova'da yapıyor ”diye. Yalova küçük bir kasabaydı… Ayda bir değil, her akşam izlerdik, Sanatçıları. Her zaman bir adım önde olanlar, İlk şarkılarını bizlerle birlikte söylerdi, Akasya Park'ta. Mecmualar paşlık atardı. “Akasya, yine bir sanatçı çıkardı” diye. Yalova küçük bir kasabaydı. Yılda bir değil, hafta da 2 kez, Tiyatroları izlerdik salonlarda. Öğrenciler, yasaksızca oyun oynar, Öğretmenler alkış tutardı. Gazeteler yine başlık atardı. “403.kilometre, sekizinci kez sergileniyor” diye. Yalova küçük bir kasabaydı. Şiirler dinlerdik, Okul bahçesinde, Bir ağacın altında. Kurtuluş savaşı kahramanlarını, Bıkmadan defalarca izlerdik, Halk Eğitim Merkezinde. Yalova küçük bir kasabaydı… Kitaplar okurduk Atatürk Okulu Kütüphanesinde. Yaşar Kemal'in, Fakir Bayburt'un, Kemal tahir'in romanlarını, Orhan Veli'nin, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, Şiirlerini okurduk, Korkmadan, özgürce. Yalova küçük birkasabaydı… Tiyatrolar, ilk oyununu burada sergiler, Yeni filmler ilk kez burada oynar, Gala geceleri burada yapılırdı. Sançtılar, ilk şarkılarınıburada söylerdi. Yeni baskı kitaplar, İlk kez burada okunurdu. Ve Yalova büyükbir il. Takvimler,1999'u gösteriyor, Yüzbini aşkın nüfusa, 1 cep sineması…
TOPRAK Topraktan korktuk, Betona boğulduk Topraktan yüksek Kurduk evlerimizi. Şimdi! Aşağıda kaldı Kavak ağacı. Aşağıda kaldı Bakkal Mehmet efendinin dükkanı. El sıkmıyor İp, sarkıtıyoruz yukarılardan Çünkü! Aşağıda kaldı dostluklar… Şimdi iyi bak yukarıdan Gördüğün bir karış toprağa. Kimbilir Neler saklıyor bağrında. Korktuk topraktan, Yükseklere kurduk evlerimizi Şimdi uzaklarda kaldı Dostlar,dostluklar…
KORKU Siz Fidanlardan Korktunuz Koca bir çınar Olmasın diye… Siz Tarihten Korktunuz Yıktınız Örnek olmasın diye… Siz Karanfillerden Korktunuz Yakalara Takılmasın diye… Siz Üzümden Korktunuz Şarap olmasın diye… Siz Dikenden Korktunuz. Dikensiz Bir gül bahçesi Yaratmak için Dikenli Tüm çiçekleri Kopardınız Elinize Batmasın diye… Ben, Son beyaz gülü de Koparmıştım zaten Lekelenmesin diye…
SORMA Sorma! Sularımızı kimin bulandırdığını Elmayı dalından kimin kopardığını Sorma! Denizin neden mavi olmadığını Gökyüzünün neden gri olduğunu. Sorma! Bizimn kentimizin üzerinden, Kuşların artık Neden topluca geçmediğini. Sorma! Nerede çam ağaçları Buğday tarlaları, Üzüm bağları… Yıkıldım deme, Bak! Hatıralar ayakta tutuyor beni…
DEFİNE Taşı toprağı altın dediler, Hep birlikte geldiler. Bir gecede Emir Bayıra Kondu diktiler. Kondu reisi Ahmet, Konduya kaçak elektrik çekerken, Halime ana iş kazasında cam silerken, Ayşe, kanalizasyon çukuruna düşerek, Ahmet'de, Bir kamyonun altına girerek, Bebek Zeliha ise veremden ölerek, Defnedildiler. Onlar buraya, Taşı toprağı altın, Diye geldiler. Define aradılar Köylerine, Defnedilerek gittiler…
GEÇ KALMADAN Yolun düşerse bir ara Uğra safran ormanına Uzanıver Bir kavak ağacının gölgesine. Dinle! Kuş seslerini Yaprak hışırtısını. Şimdilik Kirli de olsa Akan Safran Deresi'ni. Dinle! Dinlerken Dinleneceksin. Çok geç kalmadan Yolun düşerse bir ara Uğra Safran ormanına. DELİKANLI Evet, Çok haklısın delikanlı… Gençliğimizde, Amerikan traşı olup, Bad Godesberk parkında, Kay kay yapamadık. Fransız parfümünü Üstümüzde boca edip, Cd dinleyemedik Mendirekte… Ama!.. Sizlerde, Yalova'da, Buğdal tarlalarında Harmana binemediniz. Komşunun bahçesindeki Ağaca çıkıp Erik çalamadınız… Ay çiçeği, tarlalarında Gelincik şurubu içemediniz…
YILLAR ÖNCEGELDİLER…. Yirmiyılöncegitmişlerdi Bizim mahalleden En iyi binada oturur En güzel elbiseleri giyerdi Corc Wende Babası Yüzbaşıydı Karamürsel'de Görev yapıyordu Amerikan üssünde Sabahgider,akşamgelirdi ABD bayraklı maviotobüsle Haefta sonlarıTermal'de Akşamları sahilde DolaşırdıWolksvaganle Giderken dediki Corc Wende “ Bir Gün Yine Geleceğiz Bekle” Sonra,yıllar sonra Yine geldiler Yeni Dünya'dan Yeni Dünya Düzeni ile Her şeyi satacaksınız Özelleştireceksiniz dediler… Ve sonra… Parça,parça Toprak,toprak Fabrika, fabrika Satıldık,satılıyoruz…
SU ŞEHRİ Su şehriYalova'dan On yılönce Susatılırdı tankerlerle Şimdi! Su şehrinde Su satılıyor pet şişelerde TONOMİ Kardeşim Tonami Seninle kardeş şehir olalı Tam Onyıl oldu O gün, Yani on yılönce Bana gönderdiğin soğanlar Nedense! Bir türlü lale olmadı Birde bizim burdakiler Onca yıldan sonra Bir türlü adam olamadı!
“SEYİR” Akdeniziseyrediyorum bir akşam üstü Durgunluğu,sessizliği Yalova'yıhatırlatıyor bana Martılar… O'nu anlatıyor Dalgalar O'nu getiriyor bana “ GECELER” Yalova'da Birtek sen değişmedin Çünkü Sana ulaşamadılar Karanlık Geceler Yeşilin Mavinin Renginideğiştirdiler ama… Sana ulaşamadılılar Sen hepkara kaldın Karanlık geceler İşte oyüzden seni seviyorum Karanlık geceler
"DÖRTLÜK ” Kırıkpencere camından esen Rüzgardan korunmak için Sarılmışım bir sevgiligibi Hatıralara…
“ŞAŞIRMA” Dayko! Az sonra Termal'de olacaksın Termal Oteli,Mavi çamları Stelleri,Sütunları Ve diğer tarihi eserleri Göremeyeceksin Sakın şaşırma!
“BÜYÜKTERMALOTEL” Bindokuzyüzotuzaltı'da.. Mimar Sedat HakkıEldemtarafındanyapıldı. Dörtkatlıdoksanodalı Büyük Termal otel Bidokuzyüzotuzsekiz Yirmiikiocak günü açıldı. “CumhuriyetTürkiyesi'ninenbüyüktoteli. Demokrasimizyaşadıkçayaşayacak” Dedi Atatürk. Bindokuzyüz otuzsekiz'de Hasta yatağında Termal otel'deki Ceviz karyolasını istedi. On Kasım bindokuzyüzotuzsekiz'de Ceviz Karyolada.. Termal'i solukladı. Son kez Nefes nefes… “Termal Otel, Demokrasimiz yaşadıkça yaşayacak” Dedi Atatürk. Bin Dokuzyüz Seksen de Demokrasi, Askıyaalındı. Bindokuzyüzseksendört'te Büyük TermalOtel, Bir gecede yıkıldı.
“YÜRÜYEN KÖŞK” Yürüyenköşk, Bir tek çınar ağacının Dalları için, 1930'da Kızaklarla yürütüldü… 1980'de İçindekiler… 1931'de Halkabağışlandı. 1980'de Halka ziyarete kapatıldı… 1930'da Çınar ağacının dalları korundu… 1990'da Çınar ağaçlarıkesildi. 1998'de Halen kapalı.
TERMAL'DE BİR ŞAFAK VAKTİ Oraya da girdilerbir şafak vakti. Termal, AtatürkKöşkü'ne. Önce tarihibinalarıyıktılar, Sonra da ağaçları, Körpefidanlarıkestiler, Hiç acımadan. Neden? Niçin? diye soruldu. “emir büyük yerden” dediler. Sonra öğrendik ki, Emri verenler Lojman yapacaklarmış, Kendilerine. Vesonra,emri verenler, Bulojmanda, Bacaklarını uzatacak yüttığı yerden. Atatürk köşkünü seyredecek, Kahvesini içerken. Hiç yüreği sızlamadan, Tarihle hiç hesaplaşmadan, Purosunu tüttürecek. Viskisini içerken, “bu Termal nekadar güzelmiş be…!” diyecek…
''TERMAL BIZIMDIR.” Esleriyle, çocuklariyla, Hep birlikte gelmisler. Yan yana, omuz omuza. Haykiriyorlar. ''Termal Bizimdir, Bizim kalacak.'
Yalovalilar, Yürüyorlar hep birlikte, Termal atatürk kösküne. Tek bir ses duyuluyor, ''Termal Bizimdir, Bizim kalacak.''
Küçük bir çocuk, Atatürk'ün büstüne sariliyor. Sonra da annesi ve babasi. Agliyarak bagiriyor, ''Termal Bizimdir, Bizim kalacak.''
Ihtiyar bir köylü, Yasli gözlerle seyrediyor, Tüm olan biteni. Aglamak istiyor, Yapamiyor, Önce yumrugunu sikiyor, Sonra da dislerini. Mirildaniyor '' Güçlü olmanin tam zamanidir simdi.''
'' PANDELI ''
Termal otel'inin Ilk bahçevaniymis Pandeli. Ilk kez 1935' te tanimis Mustafa kemal'i. Mavi çamlara Ortancalara Can suyu vermis Yillarca. 1969'da ise Pandeli Can vermis. Eger ki; Bir onbes yil daha Yasasaydi Pandeli, Görecekti Termal oteli Emin olun ki, Olacakti Tamdeli.
''NETEKEM -II -''
Bu termal otel Selçuklar' dan mi Yoksa Osmanlilar' dan mi Bize kaldi? Netekem. Yikin bu Termal oteli. Çünkü! Atatürkçü'yüm Netekem..
''HERSEYE RAGMEN'' Yasamak! Elbet güzel Ama yalova'da Bir baska güzel Üstelik Her seye ragmen Yalova Bir baska güzel.
'' SESLENMIS '' Sana anlatmak istedim Yazdiklarimin Her kalimesinde, Dünü, bugünü. Her cümlesinde Özlemimi dile getirdim Mutlugu düsledim Satirlarimda. Bir dünya yarattim Kalemimle Gözyaslarindan yagmur, Rüzgarlarindan, Özgürlük türküsü esiyordu. Ve sanki sen Karabulutlar arasinda Göremiyordun Gökyüzünü.
'' BIYOGRAFI '' 1960'da yalova'da Dogmusum. Tam yirmibir gün sonra da Darbe olmus.
Ilkokulum müfettis hamdi girgin Ilk ögretmenim ise artist mümin..
Ilk kez on yasinda duydum Hasan mutlucan'in gür sesini..
Ilk dogum günümü 11 yasinda kutladim, Babamin tatlici arnavut hamza' dan Aldigi tulumba tatlisiyla.
Bir yil sonra yine bekledim Dogum günümü.. O gün ne tulumba tatlisi geldi.. Ne de çamlica gazozu.. Surat yapinca, geldi cevabi. Bugün gençler asildi Daragacinda.
Yani anlayacaginiz Ilk dogum günüm, Son olmustu.
Sonra, gençlik devri. Ilk ask ve Ilk hüsran..
Ilk yazimi 17 yasinda yazdim Arabacilar sokaginda Bir duvara “Bagimsiz Türkiye
Ilk copu kafamda Gece bekçisi Niyazi kirdi. Ilk ifademi Komiser Hulusi amca aldi.
Sonra bir sabah yine uyandim Hasan Mutlucan'in gür sesiyle.
Bes yil sonra Boyun egdim, Simdiki esime. Suskun ve duru bir denize Benzeyen toplumun 'Çagla'masi için Çagla adini verdim. Ayni yil dogan kizima.
Bir bes yil sonra Darbe olmadi! Ama! Hiç bir sey de degismedi. Bir seylerin degismesi için Çagri adini verdim O yil doga kizima.
Simdi ise Yine yaziyorum. Duvarlara degil, Bilgisayara..
“HALIL IBRAHIM “
Yalova'da Her gün, Sokak ortasinda 'Acisiz sicak lahmacun' Diye bagirdi Güleç yüzlü halil ibrahim.. Bir gün.. 'Çocuk düsüyor' diye bagirdi. Kimse ne dedigini anlamadi. Bes yasindaki kiz Besinci katin balkonunda.. Düstü düsecek.. Ok gibi firladi besinci kata. Yukari çiktiginda.. Açamadi kilitli kapiyi Buldugu bir çarsafla Fisek gibi indi Asagiya.. Bes yasindaki kiz Besinci katin balkonunda.. Düstü, düse.. Çarsafin bir ucunda Halil ibrahim. Bir ucunda ben.. Bes yasindaki kiz Besinci katin balkonundan Düstü Çarsafa. Kucakladi çocugu Halil ibrahim.. Çocuk agliyordu Korkusundan Halil ibrahim Sevincinden.. Bir hafta sonra Yine geldi yanima. Artik, adi da çikmisti Cankurtarana.. Bir anons duyuldu birden Belediye hoparlörinden Çinarcik'ta kaza olmus Kana çok ihtiyaç varmis... Irkildi! Halil ibrahim. Bir korku düstü yüregine.. Elleri titredi. Bir hafta önce, Benim oglan burada Ise basladi.. Diye mirildandi.. Sonra da ekledi Içim çok sikiliyor, Oraya bir gitsem! Gittigimde.. Kanlar içersinde buldum Halil ibrahim'in Onyedi yasindaki isçi oglunu.. Döndügümde.. Cankurtaran Halil ibrahim Agliyordu acisindan.. Simdi ise, Halil ibrahim. Acilar içersinde Acili lahmacun yapiyor Karamürsel caddesinde.
“HA SANA !”
Hasan'i on yil önce görmüstüm ilk kez, Yalova'da deniz kenarinda Toprak yiginlari arasinda, Küçük bir naylon çadirin içinde. Karisi nigar, kizi zeynep'le Mekan edinmisti naylon çadiri. Adana'dan geleli sekiz gün olmustu. Korkuyordu hasan. Üç kez yikmislardi zabitalar evini! Hasan, gözü yasli, Hasan korku dolu.. Hasan yaniklar içinde.. Hasan 35 yasinda. Bir yün fabrikasinda çalisiyormus.. Sonra bir gün, muhasebeye çagrilmis. Iste o gün, Önce isini kaybetmis..
Sonra.. Iste hersey sonrasinda degismis.. Is aramis hasan günlerce, Bir gün eve döndügünde.. Tek katli ahsap evini alevler içinde bulmus.. Hasan girmis alevlere, Kurtarmis nigar'ini. Kemal'ini ise, O gün kaybetmis. Pamuk toplamaktan gelen esi, Bir gün sonra haberdar olmus..
Ve sonra.. Artik yapamam demis buralarda.. Acisini yüregine gömerek, Bir azik torbasiyla düsmüs yollara. Bir kamyon kasasinda yolculuk yaparken.. Bir tabela ilismis gözüne.. “az sonra denizi göreceksin, sakin sasirma!”
Ve böylece Burada bulmus kendini.. Ve bir gün yanina gittigimde. O ve çadiri yok olmustu.. Sonradan ögrendigim ise, Esinin kahrindan öldügüydü.. Esinin 40'i dolmadan.. Zeynep'te düsmüs yataga..
Ve bir gece.. Zeynep için 'öldü' demisler. Iki yil sonra karsilastigimda.. Hasan , En son olarak, Aklini kaybetmisti.
BIR YAZAR “ Ehlikeyf Kötümser Suskun Bilgisiz Ve Ilgisizdi. Üstelik Karistirici Önyargili Saptirici Itirazci Bir yazardi. Ayni zamanda Bir yalakaydi!..
“BIR OKUR “ Girisken Bilgili Duyarli Yaratici Ve Sabirliydi..
Üstelik Hosgörülü Yürekli Gerçekçi Samimi Bir okurdu. Ayni zamanda Bir yalovali'ydi.!
“NETEKEM -III-” Hamamlar diyarina Netekem çok gitmisim. Önemli islerimi Burada bitirmisim. Amma velakin Her seferinde de Hamamdaki oglani görmüsüm.. Hamamin girisinde Çizittirip duruyor Bana ilham veriyor. Elinde bir firça var, Karalayip duruyor, Sözde resim yapiyor. Ve nihayet Bana ilham geliyor. Diyorum ki kendime Bu oglan, Bu karikatürü Resim diye satiyorsa, Bende karikatür yapar, Resim diye satarim Netekem.
“GÖÇMEN RECEP “ A be göçmen recep, Oldu mu simdi! Telefon kulübesinin Önünde Cep'le konusmak.
A be göçmen recep, Oldu mu simdi, Elde tespih Belde wolkman Çengi mahallesinde Lambada yapmak.
A be göçmen recep, Dört yil önce yoktu Çayin sekerin, Simdi her gece dersin Nerde benim kestane sekerim.
A be göçmen recep, Komsun bulamaz, Makarnanin çubugini Sen takarsin Iktidar çubugini.
“KÜÇÜK YASAR “ Diyarbakirli yasar 9 yasinda. 5 yil önce göçmüs yalova ya. Sabah okula,aksam ise. Okurken isini, Isteyken okulunu düsünür. Babasi, Is bulursa çalisanlardan Diyarbakirli yasar, 9 yasinda Ayaginda 38 numara ayakkabi.. Üstünde boyu kadar bir palto. Altinda konserve kutusu Önünde bir boya sandigi Küçük yasar ayakkabi boyacisi.. Okursam,çok para kazanirsam bir gün Kendime bir boya sandigi alacagim. Diyor, Diyabakirli küçük yasar.
Yani yasar Büyüyünce,okuyunca Büyük boyai olacak. Diyabakirli yasar. Isini yaparken yalova iskelesi'nde, Kesik,kesik öksürüyor. Öksürürken,cigerlerini tutuyor, Diyarbakirli küçük yasar. Aksama sicak bir çorba içersem. Kesilir öksürük diyor..
Oysa ben bilirim ki Küçük yasar. Iyi oldugu ünlerde de Çorba içiyor.
DEREAGZI'NDA “ Dereagzi'na dogru, Agir agir yürüyen Su saçlari kirlasmis adam. Ya da Herkesin dedigi gibi Yalova'nin berdusu Biliyorum. O da sevmisti bir zamanlar. Büyük bir umutla. Dudaklari kenetlenmisti sanki, Anlatamamisti sevdigini. Duyuramamisti Terkedilmisligin acisini Gözleri buruk buruktu. Haykirmak istiyordu belli. Sitem etmisti yasama Ince ayaklari zor tasiyordu Yillarin aci hatiralarini. En büyük dostu Bos masalardi. Mekan edinmisti Dereagzi'ndaki ahsap binayi. Bilmiyorum. Yine içecek orada Sabaha kadar. Teselli arayacakti kadehlarde. Yudum yudum Silecekti anilari. Az sonra unutacakti herseyi Yigilip kalacakti yine, Dereagzi'ndaki Los kaldirimlara.
“O'NU TANIR MISINIZ ?” O, yalova'da, bir gecekonduda dünyaya geldi. O, hiç bir zaman doktorla karsilasamadi. O, hiç bir zaman yünlü çocuk bezi kullanamadi. O, hiç bir zaman elma sekerinin tadina bakamadi. O, hiç bir zaman deniz kenarinda kumdan kaleler yapamadi. O, hiç bir zaman renkli balonlarla kosup oynayamadi. O, hiç bir zaman atli karincada dönemedi. O, hiç bir zaman çarpisan araba süremedi. O, hiç bir zaman bisiklete binemedi. O, hiç bir zaman kokulu silgilere sahip olamadi. O, hiç bir zaman renkli kalamlerle defterini boyayamadi. O, ilk kez 4 yasinda bir bayram sabahi et ile tanisti. O, ilk kez 7 yasinda pazarda limon satip para kazandi. O, ilk kez 9 yasinda okul önlügünü giydi. O, 11 yasinda iken, Açliktan ve soguktan tir tir titreyerek büyüyen gözbebeklerini, O, son kez de olsa rahat bir yatakta bile yatamadi. O'nu iste simdi tanidiniz.!
“AYSE “ Ayse büyük acilar içinde.. Ama büyük bir umutla çikmisti Dere mahallesindeki evinden. Ilk bebegi gelecekti dünyaya. Bir komsusu Taksi çagiralim dedi. Ayse, hastane yakin, Zaten para da yok Diyerek, Yola koyuldu. Ayse sancilar içinde Yürüdü hastaneye. Tam varacakken, Ayse Belediye çukuruna Düstü.. Sonra da bebegi.
“HALIM ILE HALIME “ Yillar öncesinin yalovasi'nda. Soguk bir kis günü. Tahta köprünün üstünde Birbirlerini tanidilar. Halim ile halime.. Halim lise sona. Halime ise Elma toolamaya gidiyordu..
Sonra.. Her sabah ayni saatte. Tahta köprünün üstünde Görüstüler gizlice.. Üçüncü sabah Tanimislardi aski.. Sevmeyi sevilmeyi. Halim ile halime.. Üsüyordu..
Titriyordu dudaklari. Yanibaslarindan akan Derenin azgin sularinda Bogulmaktan korktugu gibi.
Yagmurlu bir sabah Çinar agacinin altinda Ilk kez el ele tutustular. Birbirlerine fisildadilar. Her yagmur tanesi Sevgimizi yüceltecek..
Bir kaç yil sonra Halim üniversiteyi kazanip Gitmisti ankara'ya.. Halime ise.. Çeyiz düzmek için fabrikaya.. Halim, büyüksehirde Bir tek agacin olmadigi Isikli genis caddelerde Kaybederken geçmisini.. Halime de kaybediyordu isini.
Bir sonbahar günü Sararan yapraklarin Dört bir tarafa savruldugu gibi Savrulmuslardi, Halim ile halime. Bir yil sonra da Tahta köprü yikildi. Büyük çinar agaci da Çürüyüp, kurumustu
ŞİİRLER: FARUK KIRTAY
XXX
OKURLARDAN GELEN YALOVA ŞİİRLERİ
Atatürk’ün Kenti Yalova
Çiçeklerle, seralarla,ormanlarla süslüdür, Karaca Arboretum'la bülbül seslidir, Ondokuz Ağustosta yürekler yaslıdır, Atatürk'ün Yalı kent dediği Yalova.
Çınarlarla kaplıdır, yeşil mavi yolları, Çocuk kültür şenliği ile açar elleri, Bin derde dermandır, Termal'in şifa sulu yerleri, Atatürk'ün güzel kent dediği Yalova.
Bindokuzyüzdoksanbeşte, yetmişyedinci il oldu, Delmeceyle, Erikliyle, Kadırgayla, Altın Çınarla güldü, Atatürk'ü "Yürüyen Köşk'te yaşarken buldu, Atatürk'ün yaşanacak kent dediği Yalova.
Akköy'de, Kocadere'de, Tavşanlı'da şehitler verdi, Yağlı güreşlerde şöleni, coşkuyu buldu, Temmuzda özgürlük bayramını şehit kanıyla aldı, Atatürk'ün vatansever kent dediği Yalova.
Altın Karanfiller kokar halk oyunlarında, Çiçekçilik fuarında çiçekler boylarında, Dürüstlük, temizlik, insanlarının huylarında, Atatürk'ün dürüst kent dediği Yalova.
Ihlamuruyla, kestanesiyle, balıyla, Şenköy'ün festivalli kızılcıklarıyla, Altınova'nın kirazı, hurması,dağ çileği, gülüyle, Atatürk'ün meşhur kent dediği Yalova.
Gün batımında yakamozlar görülür, Çınarcık'ta, Esenköy'de, Armutlu'da denizlere girilir, Kurtköy'de Kırmızı benekli alabalığın tadına varılır, Atatürk'ün çiçek kent dediği Yalova.
Güneyköy'de altın, gümüş işlenir, Sugören'de ipek halı başlanır, Yalova'da yaşayan Yalova'da yaşlanır, Atatürk'ün geleceğin kenti dediği Yalova.
Hayrettin Karaca, Sırrı Acar, Mehmet Okur, Öğretmen Yusuf Ziya şanı ile anılır, Yağlı kır pidesi sofralarda sunulur, Atatürk'ün gül kent dediği Yalova.
Su düşen çağlayanından sular dökülür, Yamaçlara elma ile gül fidanı dikilir, İstanbul'dan, Bursa'dan insanın gözüne takılır, Atatürk'ün su kenti dediği Yalova.
Türk boyları, Kafkaslardan şölenlere gelirler, Yalova'da yaşayanlar huzur bulurlar, İstanbul'u Marmara'dan görürler, Atatürk'ün benim kentimdir dediği Yalova.
03.12.2007 Yavuz Bayram Çalışkan
YALOVA'DA SENİN İÇİN...
Vakit Gecenin Yarısıydı… Sessizlik Bürümüştü Yalova’yı.. Sahilde Ayak Sesleri Yoktu Sarhoşların Naraları Geliyordu Uzaklardan…
Dalgalar Susmuş Türkülerini Söylemiyorlardı Denizciler Bu Gece Gazoz Kapaklı Dilenci Bile Yoktu Ortalıkta…
Sanki Ağlamaklıydı Yalova Yalova Hüzün Doluydu Yalova Sensiz Yalova Zavallıydı
Elinden Tutacak Bir Arkadaşı Yoktu Tıpki Benim Gibi O Da Kimsesizdi Kaderimizi Paylaşıyorduk Karanlığa Gömülerek
Gözyaşlarım Süzülüyordu Yanaklarımdan… Ve Ben Sana Bir Tanem Yalova’da Senin İçin Ağlıyordum
25 Mart 2008 Yalova Fatma Diner
xxxx
Benim Kentimsin Yalova Marmara'da yeşilli mavili yerdesin, İstanbul'dan, İzmit'ten, Bursa'dan gelir sesin, Kirazını, çileğini, kestaneni, balını gelen yesin, Yeşil mavi yolunla yaşanılacak kentsin Yalova.
Altınova'da Dil Burnu'nda Hersekzade karşılar, Çiftlikköy'de Kara Kilise, turizm desenli çarşılar, Pazarında satılır organik meyveler, turşular, Yürüyen Köşk'ün Gül'üyle yaşanılacak kentsin Yalova,
Termal'inde şifa sulu banyolar üç azizelere diyar, Çınarcık, Esenköy, yirmidört altından ayar, Dipsiz Göl'ü, Erikli Yaylası her geleni misafir sayar, Çınarlı Yol'un ünüyle yaşanılacak kentsin Yalova.
Armutlu hamamları dünyaca şifalı bilinir, Karlık yaylasından, Fıstıklı'dan, Delmece'ye gelinir, Sudüşen'de, Çifte şelalelerde huzur bulunur, Yaşayanların diliyle benim kentimsin Yalova. Yavuz Bayram ÇALIŞKAN 11/10/2008 Saat:10:00 Yalova
|